19 Aralık 2009 Cumartesi

Kaçan balık büyük olur...

Malumunuz Baros'umuz sakat.25 Ekim'den! beri onu göremiyoruz sahalarda. Fanatik'in haberine göre ligin ilk maçı olan Antep maçında sahada olacakmış ama benim tahminim o maça kadar hazır olmuş olur. Neyse esas konumuza geçersek eğer Galatasaray oyun sisteminin ileride ki golcünün üretken ve hızlı olması gerekiyor. Kenar ortaların bile yerden olduğu takımımızda bu bariz bir gerçek. Nonda'nın attığı gollere de bakarsak Kasımpaşa maçı hariç bütün Nonda golleri bile yerden gelen paslar ile olduğu aşikar. Baros'un yokluğunda 3-4lük maçlar yerini 1-1 lerin 2-1 lerin olduğu maçlara bakarsak Galatasaray gerek Manisa maçında gerekse de İ.B.B. maçında oyun anlamında istenileni yaptı ama ikinci golü bulamaması puanların kayıp gitmesine neden oldu.
Sonuca gelecek olursak oyun anlamında ve yapacağı katkı anlamında Baros'u aratmayacak Gekas vardı bedavaya Hertha yolunu tuttu. Bence kaçırmasak müthiş olurdu.

18 Aralık 2009 Cuma

Daddy Cool

Stay with Us, Harry

Hangisi fazla atarsa

Avrupa Ligi eşleşmesinde Galatasaray'a Atletico Madrid çıktı. Birbirlerine çok benzeyen bu iki takımın keyif verecek iki maç oynayacağını ve bu maçlara taraftar gözüyle bakmak ayrı bir zevk olacak. Benziyor dedik Atletico ve Galatasaray hucüm gücü bakımından çok zengin iki takım.
Atletico'da Forlan geçen sene efsane bir dönem geçirdi ve Etoo ve Messi'nin önünde La Liga gol krallığını ve Altın ayakkabıyı aldı 37 golle. Ama bu sene o kadar başarılı değil. Sebebini teknik direktörde aradılar ama Flores'in gelmesiyle de çok şey değişmedi. Zaten beğendiğim bir t.direktörde değildir kendisi.Ki buna en güzel örnek Benfica. Gecen sene sürünen bizim de bulunduğumuz gruptan çıkamayan Flores'in Benfica'sı bu sene onsuz Lider ve ingiliz devi Everton'ı toplamda 7 gol atarak geçtiler. Flores'in olması hem avantaj niteliğinde hem de dezavantaj niteliğinde. Pek ihtimal vermiyorum ama Flores geçen seneden ders alarak daha iyi çalışabilir bu bizim için dezavantaj. Gecen seneden Elano farkıyla oynayan Galatasaray'lı oyuncular Benfica'yı yenmiştik özgüveniyle oynayacaklar ki şu an ki Atletico Benfica'ya benzer kötü bir futbol oynuyor; bu da bizim lehimize olacak bir durum.
La liga'da 14 maçta 21 gol atıp 26 gol yediler ki gecen sene ilk yarıda sadece Forlan'ın attığı gol sayısı 21 di. Bu istatistik düşüşlerinin ne kadar bariz olduğunun göstergesi. Galatasaray ise 35 gol atmış ve 21 gol yemiş. Bu takım geçen sene çıkmış olsaydı kazanmamız imkansızdı ama bu sene ibre bize dönük gibi...

Hangisi fazla atarsa dedik ama yukarıdakinin de tutması lazım ayrıca...

İyiki Değilsin!

Ntvspor'da yayınlanan Kırmızı Çizgi Programında her zaman ki gibi "sallamaya" devam ediyor. Bir insan 10 sn. önce söylediği bir tezi hiçe çıkartır mı? Mevzu bahis olan kişi Hıncal Uluç ise neden olmasın. Geçmişine baktığımız zaman bizi haksız çıkardığı söylenemez. En son ki programda Antalya deplasmanında ki Galatasaray ve tabi ki Riijkard'dı konu. Ama bir yorumu vardı ki Hıncal Uluç'un "bu programı niye seyrediyorsunuz, vakit kaybı" der gibiydi.

"Riijkard futbolu bilmiyor, antrenörlüğü bilmiyor. Mesela Baros yok, Nonda kenarda; olacak iş değil. Antalya 1-0 öne geçti Nonda yok. 2-0 öne geçti Nonda yok. 2-1 oluyor Nonda yine yok. Gol atman gereken zamanda Nonda'yı almıyorsun.3-2 öne geçince Nonda'yı alıyorsun. Hadi oyuna aldın Nonda oyuna ne kattı, ne verdi, ayağında top tutamadı."

Ben anlamadım alması mı lazımdı, almaması mı?

17 Aralık 2009 Perşembe

Nefret

Resim dün akşamdan Kranjar'ın Manchester City ağlarına 90+3 te attığı muhteşem golden. Severdim aslında ManCity'yi eskiden ama alınıp satılması, Robinho'nun ve Mark Hughes' gelmeleri ve konuşmaları ve tek başına bile bir nefret ikonu olabilecek Nankör ADEBAYOR yüzünden her geçen gün nefrete dönüşen bir hissiyatım var ManCity'e. Aldıkları her yenilgi her kayıp beni ne kadar mutlu ediyor anlatamam. İngiltere'de kendilerini 4.büyük olarak düşünüyorlar ama olamazlar. Arsenal'i Chelsea, ManU ve Liverpool'un arasından alamazlar...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Rusya'nın 10'ları

Alejandro Dominguez - Rubin


Alex - Spartak

Igor Semshov - Zenit


13 Aralık 2009 Pazar

iv3rson'da çare olamadı

Kötü gidişe dur demek için efsane oyuncuları iv3rson'u kadrolarına kattılar ama gidişat yine kötü. İverson'ın sahaya çıktığı denver, detroit ve houston maçlarında da sonuç değişmedi 76'ers lar mağlubiyetler aldılar. Iverson geleli değişen bir şey varsa o da seyirci sayıları. Belirgin bir artış olduğu söylenmekte...

Maç fazlasıyla LİDER

12.12.2009
Fenerbahçe 3-2 Ankaragücü
Altyazı: Maç Fazlasıyla Lider
11.12.2009
Antalyaspor 2-3 Galatasaray
Altyazı: Maç Fazlasıyla Lider


Planlar Alt-Üst

Yukarıdaki fotoğraf böyle olmamalıydı. Elini açan Gerrard karşısında ki de Reina olmalıydı ama Liverpool'un alıştığımız son dakika gollerinden birisi daha geldi. Olan Liverpool'a oldu ama bizim Avrupa Liginde ki takımlarımızın başına iş açılabilir lakin Liverpool bu maçı kazanmış olsaydı yada bir puan almış olsaydı en iyi dört arasına girecekti ki bu da bizim derin bir nefes almamız demekti ama Fiorentina izin vermedi. Böylelikle Şampiyonlar Liginden gelecek daha az başarılı 4 takım arasında Rubin ve Liverpool var. Rubin'den se Liverpool'u isterim o ayrı.

Unirea: 8 puan, 0 averaj.
Juventus: 8 puan, -3 averaj.
Wolfsburg: 7 puan, +1 averaj.
Marsilya: 7 puan, 0 averaj.
Liverpool: 7 puan -2 averaj.
Rubin Kazan: 6 puan, -3 averaj.
Standard Liege: 5 puan, -2 averaj.
Atletico: 3 puan, -9 averaj.

yukarıdaki sıralama ve puanlar http://pclionfc.blogspot.com alıntıdır.

Cuma gecesi göremedik ama...

Antalya Tribün Güzelleri

Altın Eldiven

Geçen sene Belçika Ligi Şampiyonluk Play-Off maçında penaltı kurtararak şampiyonluğu kazandıran Sinan, Şampiyonlar Liginde de takımını ipten aldı. Son dakikaya kadar Avrupa'dan elenen SLiege Sinan'ın Altın kafasıyla takımını Avrupa Ligine taşıdı. Grubuna da böyle bir son yakışırdı.

Yaz aylarında kendisiyle yapılan bir röpörtajda Galatasaray'da forma giymek istediğini, sempati duyduğunu söylemişti ama devre arasında Fenerbahçe'ye imza atacağı söyleniyor. Fenerbahçe ve Milli Takımın kalesi değişecek galiba...

Şapkadan Juventus Çıktı

Şampiyonlar Ligi grup 3.leri bildiğiniz üzere Avrupa Ligine gidiyor ve gruplarını lider bitiren Galatasaray ve Fenerbahçe'yi çokça ilgilendiren bir durum. Bordo'nun liderliği garantilediği bir ortamda Juventus'a bir puan yetiyordu. Inter galibiyetiyle büyük de moral kazanan Juve bu avantajını öne geçmesine rağmen kullanamadı. Beklentilerin tersine Bayern devam derken Juve Avrupa Ligine gitti. Bizim açımızdan topla oynamaya çalışan Bayern gelse daha iyi gibi geliyor. Zira Juve gibi ısıran ve pes etmeyen bir takım bizimkilerin karşısında çok daha güçlü duruyor. Hayırlısı bakalım...

5 Aralık 2009 Cumartesi

Hagi-Alex-İstatistik

extensor yine harika bir yazı yazmış, etine buduna dokunmadan yazıyı veriyorum.
Teşekkürler...
Bizim, genç spor basınımızın... En alay ettiği, en küçük gördüğü konudur bu kıyaslama.
"Yahu şunu da, şununla kıyaslamayın be" derler sürekli olarak. Yada "Bir bu kalmıştı kıyaslamadığınız" derler.
Ve birde şeyle alay ederler... 'O onla yan yana oynar mı?' muhabbetleriyle...

Bu, genç spor yazarlarımızın nedense hepsinde olan yegâne olgulardan 2'sidir.
Neden bilmiyorum.
Bu ikisi şiddetle yapılmamalı diye bu adamların aklına bu alay malzemesini kim sokmuş onu da bilmiyorum.

Hep şey diyorlar. “Onla o kıyaslanmaz çünkü aynı mevkii değil.”
Hayır, hâlbuki kıyas her şeyde var olabilir...
Atıyorum dersin, “Servet o kadar güçlü bir adam ki 2008 vücut geliştirme şampiyonu Dexter Jackson'unu bile yerle bir edebilir.”

Bak, 'güç' olgusu olarak iki alakasız sporcuyu kıyasladım.
Bırak mevkiiyi.

Veya dersin ki "Rüştü bile daha çeviktir şu Nobre'den" "Bir de santrafor olacak..." Bak santrafor ile kaleciyi bile kıyasladım. Çeviklik yönünden kıyasladım.
Veya dersin ki "Ernst ön libero haliyle daha iyi hücum bilgisine sahiptir Tabata'dan."
Bak oyun bilgilerini, hücum bilgilerini kıyasladım.

Kıyaslarsın yani... Her şeyi herhangi bir yönüyle her şeyle kıyaslayabilirsin.

Ve tabi ki sorabilirsin “Tümer, Sergen yan yana oynar mı?” diye.
Bunda anlaşılmayacak ne var?
‘Tümer ve Sergen gibi iki savunması vasat adamı Beşiktaş ortasahası taşıyabilir mi?’ diye tabi ki düşünürsün, yorum yapabilirsin.

Ve taşır da bazen.
Skibbe öyle bir şey yapmıştır mesela.
Kewell-Lincoln-Arda yan yana koymuştur.
Hem de yakınlaştıkça bu adamlar birbirine… Büyücü gibi olmuşlardır.
Aksine uzaklaşırsa bozuluyordur iş Galatasaray adına.
Yani Skibbe 2 değil 3 savunması vasat adamı kullanabiliyordu. Ortasahayı kaybetmeden!

Neyse
Bunlar benim anlamadığım, herkesin mütemadiyen alay ettiği iki olgudur.
---------------------------------------------------------------------------------

Geçelim…
Şimdi Hagi ile Alex'i kıyaslayacağım ki çok kanıma dokunur…
Alex'in Hagi'den büyük olduğunu söylemeye çalışan cahiller yada yalakalar vardır her yerde.
Bir futbolsever olarak kanıma dokunur. Galatasaraylılıkla ilgisi yok.

Şimdi efendim bu cahiller ordusu diyor ki.
“Efendim Alex Hagi'den daha çok gol atmış, daha çok asist yapmış...” Eee? “Eeesi o zaman Alex daha yararlı, Alex daha büyük”

Hadi ulan oradan!

-------------------------------------------------------------------------------
Evet... Peki, soralım o zaman, şu İstatistik dediğin şey… Hagi 2-3 kişinin arasından çıkıp füzeyi attığında rakibinde yaratan korkuyu da yazar mı?
Kaleci Adnan’nın Hagi korkusundan elinden kaçırdığı topu yazar mı?
Hagi’nin takım arkadaşlarını nasıl motive ettiğini? Hagi’nin Mallorca maçını hiç gol atmadan, asist yapmadan müthiş bir keskin zeka ile nasıl aldığını yazar mı? Hagi’nin Franco’nun aşırtma eksiğini gördüğünü ve arkadaşlarına bunu anlattığını yazar mı?

İstatistik, Hagi’nin Real Madrid maçını yine hiç gol atmadan asist yapmadan, nasıl 0-2’den 3-2’ye çevirdiğini yazar mı? 2. yarıya çıkarken alelade uyuşuk uyuşuk ayakkabısını bağlayan Hasan Şaş’a hışımla attığı o tekmeyi yazar mı? O Hasan’ın sonra o Madrid’i neye çevirdiğini yazar mı?
İstatistik, Galatasaray’ın ayakları titremeden, korkmadan nasıl Arsenal karşısında Hagi’nin çalımları sayesinde durabildiğini yazar mı?
Hagi Parlour’u, Dixon’u alay eder gibi çalımlamasaydı? Sen inanabiliyor musun? Rizespor maçında bile heyecanını dizginleyemeyen Hakan’ın o penaltıyı atabileceğine? Dahası başarının b’sini görmemiş takımın o gün kazanacağına inanabilmesine! Sen inanıyor musun? Siktir et istatistik yalanını!

--------------------------------------------------------------------------------

1- Alex geldiği yıldan bu yana... Ya 4-4-1-1'in forvet arkasında, ya 4-2-3-1'in forvet arkasında, ya da en fazla 4-3-1-2'nin forvet arkasında oynayabilmiştir.

Neden? Çünkü Alex tek yönlüdür. Tek şeyi bilir. Hücum. Bilmediği ve çok önemli olan bir şey vardır. Savunma!
O sebeple Alex'i iki forvet arkasında pek kullanamazsınız.
Şu istisna hariç!
4-3-1-2'de arkasında Aurelio - Appiah - Tuncay gibi inanılmaz bir üçlü varsa, işte o zaman kendisini taşıyabilirsiniz.
Onun dışında size muhtaçtır, sizin onu savunmanıza muhtaçtır.

2- Hagi böyle değildir. Hagi iki şeyi de bilir. Hem savunma, hem hücumu bilir.
Hagi sağ kanat oynar, sol kanat oynar, forvet arkası oynar, göbeğe geçip Tugay'lık, Xavi'lik yapabilir, Alex gibi forvet arkası oynayabilir.

Hagi Pazar maçında Samsunspor’a karşı Xavi’lik yapıp kendini dinlendirebilir. Çarşamba maçında çıkıp serbest rolde oynayıp Bilbao’yu yıkabilir.

Yani Hagi Alex'in yapamadığı birçok şeyi yapabilir.

Futbol deyimiyle Hagi komple ortasahadır. Alex ise Trequartista’dır.
Son on yılda Alex tipi futbolcuların ömrü tükenmiştir. Ancak Alex gibi çok özel olanların hâlâ futbol sahnesinde olduğunu görürüz.
Del Piero, Totti, Alex nadir örneklerden bir kaçıdır.

Trequartista'yı… Bu kavramı biraz araştırırsanız karşınıza ‘mental güç’ çıkar.
Mental güç; oyuncunun hangi pozisyonda nerede duracağını bilmesi, nasıl, nereye vuracağını bilmesi ve vuruken soğukkanlı olmayı başarabilmesidir.
Mental gücü olmalıdır bu adamın. Ve tabi teknik kabiliyeti de... Fiziksel gücü olmasa da olur.

Bu Trequartista'ya Türkçe isim koyalım yazının bu kısmından sonra.
Bu Trequartista'nın adı olsun istatistik.

Zira istatistik oyuncularıdır bunlar.
Bunlara dersin ki sen sadece istatistik yap, gerisini bize bırak. Yani sen sadece tabelayı, scoreboard'ı değiştir. Biz seni koruruz.

Budur. Ve işte bizim yaptığımız da şudur.
Bir istatistik uzmanıyla komple bir Eğitim Bilimleri profesörünü sadece İstatistik üzerinden karşılaştırmaktır.
Yani bu biraz kahpeliktir.

Bilirsiniz... Eğitim Bilimleri konusunda profesör olmuş biri, İktisat'ta bilir, Muhasebe'de, İşletme'de, Hukuk'ta bilir ve İstatistik'te bilir. Yani Hagi gibidir, ortasahanın her yerinde nasıl oynanması gerektiğini bilir.

Bir İstatistik hocası ise sadece istatistik bilir.
Geç Hukuk anlat dersen oturur ağlar.
İşte Aragones “4-4-2'de Selçuk'un yanında oyna, ortasahayı tut” dediğinde Alex'in ağladığı gibi.

Fakat Hagi ağlamazdı. Profesördü çünkü bilirdi işi. Ümit Aktan ağabey boşa mı söylemiş sandın bu lakabı?

------------------------------------------------------------------------------------
Şimdi bir de kahpelik bu boyuttayken, şunu da düşünmek lazım.
Ulan Tugay Galatasaray'da kalsaydı da...
İlie gittikten sonra Arif hiç olmasaydı!
Hagi de bir second striker, bir Trequartista olsaydı her daim...
O zaman ne yapardı bu adam bu istatistiklerini?

Yani kafayı İstitistiğe takıpta diğer dersleri biraz öteleseydi. O zaman ne kadar iyi bilirdi, yapardı bu İstatistiği?

Bakın! Ben ne diyorum. Rüştü ile Nobre'yi kıyaslarken diyorum ki. ‘Çeviklik başlığı altında’
Ferrari ile Bobo'yu kıyaslarken gol atma başarısı altında kıyaslıyor muyum?
Böyle kahpe kıyas mı olur?

Ama fanatik körler göz göre göre bunu yapıyor işte. Benim canımı sıkarak...

Ya cahiller, ya kahpelik ediyorlar ötesi yok.
Yada Emre Belezoğlu gibiler. Onu da tanımlamaya gerek yok.
Hani demiş ya kendileri… “İstatistiklere bakılırsa Alex, Hagi'den daha büyük oyuncu” diye.
Ulan böyle yalakalık var mı yahu?
Böyle yalamalık var mı peki?
O adam senin kramponlarını bağladı sana birçok şey öğretti böyle kahpelik var mı?

------------------------------------------------------------------------------

Ömer Aşık'ta Emre Belezoğlu'ndan daha çok basket atmış. Demek ki Ömer Aşık Emre Belozoğlu'ndan daha iyi sporcu.
Olur mu?
Böyle adama olur gerçi.

Yahu Alex… Affetsin beni dalında uzmandır... Bir ordu düşünün. Ordunun en iyi okçusudur. Esas okçu da Alex'tir zaten. Savunması yoktur sadece 'ok' atar sonuca kilitlenir. Güiza ise hâlbuki çok büyük savunmacıdır.
Yani Alex’e kalkan vermezsin sen. O ordunun en kral okçusu olur, en kral topçusu falan olur.
Fakat Hagi o ordu da general olur, komutan olur.
Ordunun en iyi okuçusuyla, ordunun generalini hangisi iyi 'ok' atıyor başlığıyla kıyaslayabilirsin. Ama hangisi daha iyi asker diyemezsin.

Hiç genarelle, okçu kıyaslanır mı lan?
Hiç profesörle, öğretmen kıyaslanır mı?

Acur musun?

(acur: hıyar, kabak arası... Sebze(?)

4 Aralık 2009 Cuma

Çekici

Gözler hangisinde; doğruyu söyleyin...

2010 Dünya Kupası eşleşmeleri

Bu dünya kupasında tam olarak ölüm grubu yok diyebiliriz aslında.
A Grubunda Fransa ve Uruguay bir adım öne çıksada bu ikiliyi Meksika zorlayabilir.
B Grubunda iddaa oynanmayacak grup aslında.Arjantin'in ne yapacağı bilinmez, Otto Reghagel'in totosu tutar mı bilinmez Nijerya'da aynı şekilde. Kore'nin yapacağı ise belli "mücadele" etmek.
C Grubunda İngiltere'nin başı çekeceği belli, ikinci kim olur ikinci; bence Amerika olur.
D Grubu da C grubu gibi birincinin belli olduğu -ki Almanya- ikincilik için iyi mücadele olacağı bir grup.İkincilik için gönlüm Kewell'dan yana.
E Grubu Hollanda ile Danimarka'nın çıkacağı bir grup.
F Grubu İtalya'nın turnuva şansının göstergesi.Yanında Paraguay'ı alır, çıkar.
G Grubu belki de ölüm grubu diyebileceğimiz tek grup. Brezilya, Fildişi Sahilleri ve Portekiz grubun iddalı takımlarından ama Kuzey Kore ne yapar bilinmez.
H Grubu İspanya'nın önderliğinde İsviçre'nin çıkacağı bir grup. Eren'in yıldızlaşacağı bir turnuva olacak bence.

iv3rson döndü:)

Allen iv3rson geri döndü.
Özlediğimiz forma özlediğimiz numara ile...
Bizi üniversite yıllarına döndürür mü bilinmez ama bu forma Allen'a çok yakışıyor.



3 Aralık 2009 Perşembe

Ara-Ara-Ara-

Elde olmayan sebeblerden dolayı 15 günlük ara vermiştik, şükür kaldığımız yerden devam ediyoruz. Güzel şeyler yaşadık, hoşumuza gitmeyen şeylerde dönüp arkamıza bakalım ne yapmışız diye.

Faranjit yüzünden çıkan ateşimizi h1n1 diye yorumlayan doktorumuz sağolsun gecen hafta için yaptığımız bütün planları alt-üst etti. Ateşimizin düşmesi ne olur ne olmaz kimseye bulaştırmamak için uğraştığımız bir zamanda Beşiktaş'ın Fener'i 3-0 yendiği söylendi. Kafamdan canlandırmaya çalışıyorum skoru ama yok canım diyorum hastayım moralim düzelsin diye söylüyorlar diye düşünüyorum. Haksız da sayılmam Beşiktaş o ana kadar bir maçta 3 gol görmemiş -kalesindekileri saymıyorum- Fener ise bu maça kadar kalesinde 3 gol birden
görmemişti. İzlemediğim için çok fazla yorum yapamıyorum ama atanın kazanacağı maçtı ben fener'den bekliyordum ibrahim üzülmez'den geldi.

Fenerbahçe'nin yenilgisinden sonra kendi adıma liderlik hesapları yapmaya başladık ama beklediğimiz olmadı. Kewell'la öne geçtik ama Kewell ikinciyi atamayınca benim aklıma geçen sene ASY Kayseri maçı geliyordu ki golü yedik. Liderlik hayalleri suya düştü.

Bayram olması sebebiyle memlekete uzun bir yolculuktan sonra vardık akşama da ManU-BJK vardı. Wolfsburg bizi hayal kırıklığına uğrattıktan sonra iyice umutsuzluğa kapıldık; Avrupa Ligindeki temsilci sayımızı artırma hayallerini... Neyse maç başladı daha 20. saniyede Macheda atıyordu ingilizvari uuuuuhhh dedikten sonra Obertan üzerinden gelmeye başlayan ManU karşısına İÜzülmez ve İKöybaşı ile kapatan BJK klasik ManU-Türk takımları maçlarında olduğu gibi defansa çarparak giren gol bir kez daha acaba olabilir mi dedirtmeye yetmişti. BJK da savunmasına güvendiğimizden dakikalar geçtikçe olacak bu iş demeye başlamıştık. Son dakikalar da ManU-Rüştü şeklinde geçen maçı kazanan BJK yüzleri güldürmeye başlamıştı.

Bursa maçları hep zorlu geçmiştir. Gerek Bursa seyircisi gerekse de geçmişten gelen sıkıntılar maçın zorluk derecesini artırdıkça artırıyor. 40 maçın sadece 9'unu kazanabilmek bunun en iyi göstergesi herhalde. Maça Bursa'nın pivot defans adamlarının arasına Arda'yı koyarak başladı Galatasaray. Akıllıca bir taktik olabilirdi bu ama Arda'ya top gelirse. Gelirse noktasında Barış-M.Topal-M.Sarp üçlüsünden ilk yarıda hiç top alamadı. Baros etkisi arkasında Arda yada Elano olduğunda patlama noktasına geliyordu ama bu maç Arda'nın arkasında bu
etkiyi yaratacak kimse yok. Bursa fiziki açıdan Galatasaray'dan çok üstündü bu belki maç programından yada aşırı motive olmaktandı. Volkan Şen Hakan Balta mücadelesinde kazanan Volkan olunca golü de Volkan'dan yedik. Sonra ki çabalar-az da olsa- başarısız da olunca maç 1-0 bitti.
Galatasaray yenildi Fenerbahçe farkı açacak derken Yılmaz Vural çıkakeldi. Volkan'ın başka şeyleri düşünürken topu tutamayacağı belliydi fırsattan istifade eden Gökhan Güleç oldu. Guiza durumu 1-1 yapınca Fenerbahçe alacak maçı derken, "öpen takım" öpmeye nazlanırken Kasımpaşa forvetleri de birbiri arkasına golleri kaçırdılar ta ki İşini bilen Çenk İşler sahneye çıkana kadar. Zaten mücadele etmeyen Fenerbahçe 1-2 den sonra iyice bıraktılar ve derken 1-3 oluverdi. Kasımpaşa forvetleri biraz daha yetenekli olsalar fark belki de daha da artabilirdi.
Dönüş yolculuğunun ardından hem yorgunluk hem el-clasico bekliyordu. Maçın sonucu belliydi ama Clasico olunca insan heyecanlanmadan edemiyordum. Maça beklenenden aksine Real hızlı başladı Ronaldo ile de net bir gol kaçırdı tıp kı geçen sene Drenthe gibi sonu da benzer olacaktı. İkinci yarı oyuna gire İbra skoru 1-0 yapıp Real'in gardını düşüren adam oldu. Sergio B. kırmızı görmesinden sonra belki oyun renklenir, Real ataklar yapar diye beklerken Pelegrini'nin çoklu forvete dönmesi pozisyonlar bulmasını engelledi.Messi'nin Ronaldo gibi kaleciyi geçememesi Lassana'nın da ne yapsak olmuyor deyip dalmasıyla maç bitti, beklediğimiz kalite ve tempoda olmasa da temiz bir "derbi" olması yüzümüzü güldürdü.